28 Mart 2009 Cumartesi

I Was So High I Did Not Recognize

Çok yorgunum, uykusuzum. Vizelerim başlıyor.
Akşam maç var.
Yarın seçim var.
Heyecanla oy yüzdelerine bakacağız yarın geceye kadar oley.
Muhtarlık seçimlerinin sonuçlarını bile merak ediyorum diyebilirim.
Saatleri de ileri* alıyormuşuz bu gece itibariyle.

Dün Ceyda ile live karaoke olayına katkıda bulunduk. Öyle ki nasıl kaptırmışsak artık kendimizi ''bir daha bir daha'' çığlıkları attık gece bitene dek.
Olanları hatırlayınca da bol bol güldük. Hem de bendeki baya baya aptal bir gülümseme.

Nasıl olacağını bildiğim için hemen atlamadık sahneye. Birkaç detone ve ton kaygısı olmayan arkadaşa sıramızı verdik. Onları kulak sağlığımıza zarar vermeyecek dereceye kadar sabırla ve eğlenerek dinledik. Artık ağırlaşan türkçe parçalardan kurtulmamız gerekiyordu. Ortak bir kararla ''Maroon 5 - This Love'' için sahneye çıkmış bulunduk. Geçen yazdan beri sahneye çıkmamış biri olarak ilk kez çıkıyormuşum gibi heyecanlandım. Vokalde benim, back vokallerde de Ceyda'nın yaptığı güzellikler sayesinde çok zengin bir sound! yakaladık. Sahneyi doldurduk, sahneye yakıştık, bize ayrılan alanın her karesini kullandık. Dans da ettik üstelik. Daha ne yapabilirdik yahu.

Profesyonelce söylediğimizin farkındaydık öhöm. ''(H)'' şeklinde sahneden inip masamıza giderken gelen tebrikleri de kabul ettik. İnanılmaz eğlenmiştik. Yılın en iyi çıkış yapan şarkıcılarına aday olmalıydık. Bu performansımızla en az 5 dalda Grammy bekliyoruz. İlgililere duyurulur..

Haftaya yine oralardayız.
Bu kez kalabalık olacağız.

Bekleriz.

yalç.

24 Mart 2009 Salı

Bugün

Faili Meçhul Kıyak Hareketi

Evet bir oyun bu. Çoğu zaman tatsız, renksiz geçen hayatımıza bir heyecan belki de. Duyduğum anda ''hayat sevince güzel, sevince tatlı güzel'' temalı film gözümde canlandı. O dünya bize uzak tamam kabul ediyorum ama zaman zaman küçük güzelliklerle biraz oraya yaklaştırabiliriz diye düşünmekteyim. Lafı daha fazla uzatmadan Faili Meçhul Kıyak Hareketini anlatmaya başlıyorum.

Amacımız ufak şeylerle insanları mutlu ederek mutlu olmak. Karşılık beklemeksizin iyilik yapma hareketi de diyebiliriz buna.

Bu muhteşem projenin mimarı Tunç Kılıç hareketi şöyle anlatıyor:
Faili Meçhul Kıyak hareketi hiç tanımadığınız birine çok ufak gözüken ama ona gerçekten “iyi” gelecek minik jestler yapmak ve bunu yaparken de saklanmak üzerine kurulu. FMK kartları da bu yüzden tasarlandı. İyilik yapıyorsunuz sonra da arkanızda bu kartı bırakıyorsunuz. Bu kadar basit. Tabii işin en güzel kısmı uzaktan bir yerden yaptığınız kıyağı seyredip gelen tepkileri görebilmeniz.


Neler mi bu güzellikler. Aslında yüzlerce şey de siz ekleyebilirsiniz. Ama onlar ilk akla gelebilecekleri listelemişler. Seçim size kalmış.

* Köprü gişesinde arkadaki arabanın parasını vermek ve hızla uzaklaşmak. Gişe görevlisinden kartı arkadaki arabanın şöförüne vermesini rica ediyoruz.
* Yaz sıcağında kalabalık bir belediye otobüsünün içinde buz gibi bir kasa kolayı unutmak (kartlar kolalara iliştirilmiş.)
* Uzun yıllar bakımsız kalan bir mezarı temizlemek ve çiçek dikmek. Kartı mezara bırakıyoruz. Oradan geçen birilerinin belki dikkatini çeker.
* Karta ataçlanmış 10 TL’lik bir banknotu yolda düşürmek.
* Birinin posta kutusuna gelen elektrik veya su faturasını alıp, ödemek. Sonrasında faturayı makbuz ve kartla beraber posta kutusuna geri koymak.
* Haftalardır pis kalmış bir arabayı gece yıkamak ve sonrasında kartı sileceğe iliştirmek.
* Vapur iskelesinde veya metroda turnikelerden birinin üstüne karta ataçlanmış bir jeton bırakmak.
* Sipariş verdiğimiz (bir alana ikincisi bedava) pizzayı komşumuzun zilini çalarak kapısına bırakıp kaçmak (kart pizza kutusunun içinde.)
* Apartmanda kapı önlerine konan çöp torbalarını kapıcıdan önce toplamak ve kartı kapıcının oturduğu evin kapısının altından içeri atmak.
* Görme engelli bir kişiye, yolda ona etrafındakileri anlatarak yardımcı olmak. [Bunu Amelie filminde gördüm!] Kartı o kişinin cebine atıyoruz. Belki bir yakını bulup okur sonradan ona.
* Desteğe muhtaç (lösemili çocuklar gibi) bir derneğin kapısına sabaha karşı içi oyuncak dolu bir sandık bırakmak (kart sandığın içinde.)
* Otomat, ankösörlü telefon veya atari salonlarındaki oyunlara karta ataçlanmış bir jeton bırakmak.
* Bakımsız bir bahçeyi tertemiz yapıp ortasına iki çiçek dikmek ve kartı sonradan çiçeğe bağlamak.
* Yeni açılmış bir dükkana gizlice ‘hayırlı işler, her şey çok bereketli olacak’ diye yazan bir FMK kartının yanına bir güzel nazar boncuğu bırakmak.
* Üzgün ve depresyonda, ümitsiz hisseden birine iyi şeyler söyleyen ama eğlenceli bir falcı göndermek.
* Doğum gününde bir çocuğa oyuncak göndermek.
* Etrafımızdaki sıkkın görünen kuyrukta bekleyen insanlar için, otobüse sıkışan insanlara, içinde güzel bir söz yazılı kart vermek.
* Kardeşini Seç sitesinden birkaç öğrenciye bu kartları koyup kitap ve oyuncak göndermek.
* 10 TL’yi bu kartı takıştırıp yanlışlıkla düşürmek sakin bir ortamda.
* Bir bakkaldan parası olmadığı için ekmek isteyen birisi için, az ilerki markete bir torba dolusu yiyecek bırakmak ya da yoldan geçen bir çocukla yollamak.
* Deniz kenarında sabaha kadar dolaşıp boş bira şişelerini parası için toplamaya çalışan birisine, şişe içinde bulabileceği bir not bırakarak 50 TL bırakmak.

Alttaki video da bu hareketle ilgili bir haber..



Daha detaylı bilgi için ve kartları hazırlayabilmek için ihtiyacınız olan her şeyi Fikir Atölyesi sitesinde bulabilirsiniz.

Küçük şeyler sevindirsin ruhumuzu :)

yalçın..

23 Mart 2009 Pazartesi

Çimen

koca bir yeşil.
sarıları papatya.
tepemde güneş,
kulağımda galesiz şarkılar
içimde sonsuz gevşeklik.
aklımda çilekli dondurma.
bulutları ben çizdim galiba.

kimse eşlik etmiyorsa bana
üzülür müyüm onlara?
tadı eksilmiyor ki yalnız olunca.

ama siz sevişin lütfen.
benim için durmayın.
utansanız bile bozmayın.
zaten bakmam ben.
duymam da son kullanma tarihi olan yeminlerinizi.
hem yakındır kalkmanız.
belli ki kızın kafası karışık.
üstüne gitme kötü olur derler çocuğum.
ha gitmeyince de kötü olur ya neyse.
en iyisi sen üste çıkmaya çalış.
sonra git gel işte defalarca.

neyse üzülmeyin her yere güneş gelecek.
ama ben şimdiden başladım yanmaya.
ve daha temmuz gelecek.


yal.

17 Mart 2009 Salı

Bak Ne Var Elimde

İkisi elele tutuşmuş gidiyordu. Aptal bir tebessüm vardı yüzlerinde. Kaderleri muhtemelen birbirine bağlıydı. Biri olmadan diğeri asla olamayacaktı. Baktığım her yerde onları görüyordum sanki. İçimdeki nefret giderek büyüyordu. Bu kadarı gerçekten çok fazlaydı. Her an elele olmalarını ve bana gülümsemelerini izlemek ızdırap vericiydi. Ama alışmak zorundaydım. Çünkü aynı yerlerde nefes alıyorduk. En azından bir süre daha böyle devam etmek zorundaydı. Bütün şehre aralarındaki bağdan bahsederken sevgilerini kulakları sağır edecek bir biçimde dile getiriyorlardı. Öyle ki bütün bunlar yetmezmiş gibi ben yaklaşınca seslerini yükseltiyor daha mutlu görünüyorlardı. Hayır kıskanmıyordum onları. Sadece tahammül sınırımın zirvelerinde dolaşıyordum. Herkesin yüzünü güldürecekti oysa onlar. Bense bu gereksiz ilişkiden yeterince zarar görmüştüm. Eminim bu birliktelik ikisi için de mutlu sonla bitmeyecekti. Fakat onlar ısrarla tersini düşünüyordu. Birbirlerine tutmaları için verdikleri yalanları şimdi onları şaşkınlıkla izleyen kişilerle paylaşıyorlardı. Benim için tuhaf bir durumdu. Ama alışılmadık sayılmazdı.

Baktığımı farkedince ''Bir dakika bakar mısın'' dedi. Bunu söylerkenki tonlamasını istediğim yere çekebilirdim. Zira bunu düşünerek kaybedecek vaktim yoktu. Sakin davranıp durabildim. Elime bir kaç renkli kağıt tutuşturup uzaklaşmaya başladılar. Yazılanları kısmen tahmin edebiliyordum. Yakın zamanda da benzerlerini almıştım. Onların birlikteliğinin kötü sonuçlanması, yerinde başkalarının olması sonrasında dahi bir şey çıkmayacağını görmek içimi acıtıyordu. Resmen bunu kafama kazımıştı ''her gelen aynı'' dan kalan acı tablo..

Evet bugünlerde her yanda seçim arabaları var. O arabaların üstünde de komik fotoğrafları koca koca amcaların. Kah köpek severken kah tenis oynarken. Bazen de il ve ilçe adayları elele tutuşmuş gülümserken. Şanslıysanız benim gibi kendilerine de denk gelmeniz mümkün.

yalçın..

14 Mart 2009 Cumartesi

Haksız Gurur

Cama vuran damlalar otobüsün her hareketinde yeni bir yarışa başlıyordu. Tuttuğum damlalarsa önce öne geçiyor, sonlara doğruysa ilerlememek için direniyordu. Bir çokları gibi çocukluğumdan beri oynardım bu oyunu.. Arada gözüm beni inceleyen ve yer vermemi bekleyen amcalara teyzelere takıldı. Aslında çok güzel ölü numarası yapabilirdim yer vermemek için. Gel gelelim bu yarıştırma zevkinden kendimi alıkoyamıyordum. Ne yalan söyleyeyim tatlı bir haz verirdi kazanmak. Ama bugün olmayacaktı galiba. Üst üste alınan mağlubiyetlerin izlerini yok etmek istercesine soğuk camı elimle sildim. Islanan elimi de kotuma sürdüm.. Artık inmeliydim. Adımlarımı yola attığım anda aklımda tek klişe soru vardı. Yağmurda koşan adam mı çok ıslanmıştı yürüyen adam mı? Cevabım hazırdı. Yağmurda koşarken yere düşüp rezil olan adam olmak istemiyordum. O halde ağır adımlarla yürümeliydim.

Güneşli günlerde devamsızlık yapmanın cezasını ödüyor gibiydim. Parmak uçlarımda devam ederken yere değip çamur olan paçam fazlasıyla canımı sıkıyordu. Israrla kıvırmıyor durmaksızın çekiştiriyordum. Okula geldiğimde büyük bir zafer kazanmış edasıyla içeri girdim. Bir aksiyon filminin patlamalı final sahnesinden yürüyerek sağ çıkan tek adamı değildim. Ama öyle hissediyordum. Kendi kendime yarattığım içsel eziyetin haksız gururunu yaşıyordum.

Yalnızca üç kişi vardı. Madem geldik bari ders dinleyelim diyenlerden olmayan üç kişiydik. Evet bu ders olmamalıydı. Ortadan kaybolmak hocaya hiç görünmemek amacımıza ulaştırabilirdi belki. Ancak devamsızlık sınırındaki o üç kişi için de imza önemliydi. Derken hoca geldi ve imzalarımızı attık. Sınıftaki kişi sayısının onun için hiç mi hiç önemi yoktu. Derse başlayacaktı. Şaka yollu dile getirilen ''ders yapmayalım hocam'' nidaları vicdana, paramın hakkını vermeliyime yenik düştü. Hafif kelleşmiş başından yüzüne akan yağmur tanelerini silmek ve kendisine çay almak için izin istedi. Bana da projeksiyon cihazını hazırlamam için flash diskini bıraktı.

Ardından bakarken ettiğim laflar koridorun sonundan duyuluyor olmalıydı. Hiddetle geri döndü ve tükürükler saçarak bana bağırmaya başladı. Herkes şaşkındı. Kimsenin araya girmeye cesareti yoktu. Artık okulumun bitmeyeceğine biraz daha inandırmıştım kendimi. Bana olan kızgınlığı diğer iki arkadaşa da yansımıştı. Onlara da söylenmeye başladı. Oh bana karşı biraz sakinleşti diyordum ki masaya vurdu ve sınıfı terketmemi istedi. Yanlış anladınız demek, özür dilemek fazlasıyla yersiz olacaktı. Çünkü inandığım bir davranış olmayacaktı bu. Zira kendisini pek sevmezdim. Susmak belki anlık bir çözüm olurdu fakat yapamadım. Daha da üste çıkarak dersle ilgili saçmalıkları ve kendisinin görüşlerini çağ dışı bulduğumu suratına haykırdım. Sinirden düzgün cevaplar veremese de sürekli saygısızlık kelimesini içeren cümleler kuruyordu. İki arkadaşım da ara ara konuşmaya girecek gibi oluyor sonra izlemeye devam ediyorlardı. Bakışları özür dilemem yönündeydi. Yoksa gidişat sonum olabilirdi. Ama özür dilememe hiç gerek yoktu. Çünkü sınıfın kapısından çıkarken arkasından ettiğim o sözler hiç duyulmamıştı. Bütün bunlar ben ona saydırırken ya duyarsa sonucunda kurduğum on saniyelik olaylar dizisiydi.

Dersle ilgili sunumları bulmuştum. Hafta hafta hepsi elimin altındaydı. Bir yedeği var mıydı bilmiyordum. Ama flash diskin içindekilerin ortadan kaybolması* o dersi iptal etmeye yeterdi. Diğer arkadaşlarım görmeden tüm sunumları sildim. Ardından da sunumları bulamadım diye söylendim. Onlar da bulamadılar. Hoca yanlış flash disk getirdiği kanısına vardı. Çayını beş dakikalık muhabbetin ardından bitirdi. Bugünlük de böyle olsun diyerek gidebilirsiniz dedi.

Okula girerkenki yaşadığım haksız gurur okulun kapısından çıkarken birden haklı bir gurura dönüşüvermişti. Bir sonraki hafta koca bir kitap okumam gerektiğinden ve kalan sekiz haftanın ders sunumlarını hazırlamam gerektiğinden habersizdim..


yalçın..

11 Mart 2009 Çarşamba

Dum

alalım bir kutu boya
boya sen beni boydan boya.
önce dudaktan başla
sonra kulaktan kulağa.

bırak soyalım kabukları
konuşmayalım yapanları.
aksın gitsin içine
o ve c damla damla.

mutlu ol, gülümse lütfen.
ama masalsı sözler isteme.
bir kez daha yapalım.
sabah olmadan kaybolalım.

karşılaşırsak bir yerde
soğuk olmasın ellerin.
ne başa sarılsın.
ne tekrarı çekilsin.


yalçın..

5 Mart 2009 Perşembe

Aa Mart!

Mart gelmiş Mart. Hala üşüyebiliyorum ama. Okula gidesim gelmiyor. Görünürde son dönem. Sürekli bir şeyler iniyor. O kadar çok izleyemediğim film, dinleyemediğim harika albüm var ki.. Bir süre üretim dursun istiyorum tüm dünyada. 5 yıl yeter bak. Fazlasına lüzum yok. Eldekileri bitirelim sindirelim üstünde konuşalım tartışalım. Buna imkan verin. Biri bitmeden öbürü. Yetişemiyorum ve kendimi çaresiz hissediyorum. Bu duygudan hiçbir zaman kurtulamayacağımdan da eminim.

Kendimizi tekrar etmeyelim olur mu. Kapattığımız sayfaları tekrar açmayalım. O yağmurda bir kez ıslanalım. Öylece kalsın gazını kaçırmayalım..

Tiramisu yapmasını öğrendim. Bir kaç tatlı daha var hedefte. Pek lezzetli oluyor.

Jeremy Scott, Adidas için öyle güzel bir ayakkabı tasarlamış ki görüldüğü yerde alınasıdır.

Alcatraz Hapishanesi ile ilgili 3 film izledim son zamanlarda. İlgimin kaynağı da Sıcak Saatler dizisindeki bir diyalogdan ileri gelir. O günlerde filmlere ulaşmak zordu. Şimdilerde daha kolay tabi. Yakışıklı çocuk Scofield'i gördük seneler öncesinde. Escape From Alcatraz hala en iyisi benim için.

Esen kalın.

yalçın..

2 Mart 2009 Pazartesi

Kıyısında

bir pop bir funk
bir nil kıyısında bir de bora
ne dinledim iki günde.

şizofrenik bir ilgi delisi
klişeleri uzak
ikilemleri tuzak.
ekşimiş tatsız sorular ardında
bu güneşte ıslanmak.

sanırım yaz geliyor.
hey bana tatil yok.
belki tek festival.
bitse ya bitmeyen okulun bitirme tezi
vizesi, finali tüm dertleri.
çalışsak, kafa patlatsak
iş hayatı işte desek.

''buralardan küçük bir ev alıp yerleşeceksin''
yalanından kaçarcasına büyük yerlere gitmek istiyorum.
duramıyorum, sığamıyorum.
hatta itiraf ediyorum: İstanbul'u özlüyor.

öpüyorum.


yalçın..

16 Şubat 2009 Pazartesi

Rüyalar Yabancı Omuzlarda

Bir çekmecem vardı önceden.
Ivır zıvırımı koyardım.
Tedavülümden kalkan.
Artık onu da bulamaz oldum.
Her şey çok karmaşık.
Sadece bir yerinde
Hala nefes alan iki balık.

Dolabın içinde yüzlerce renk
Hepsi bıkmış benden, hepsi sessiz.
Kırılmışlar bir de takvimde geri kalanlar.
Her şeye rağmen
En güzel an aslında giyinmek.
Biriyle görüşüp, diğeriyle sözleşmek.

Gölgede dursa başım,
Çarpmasa rüzgar yüzüme.
Uçuşmasa saçlarım ya da hiç bozulmasa..

Yine ben yaratsam dünyayı
Hani senin bahsettiğin o küçük dağları.
Karanlık olsa sonra öpüşsek o limanda
Utanıp gizlesen başını saçlarınla.
Bir sözümle kapatsam ayıplarımızı.
Ve yok etsem sinsi bakışları.

Ardından uyansan sağ omzumda.
Yine yeniden aynı ranzada.
Tanıyamasam ellerini, isimler karışmış belli ki.
-Lütfen dokunma, güneşe çıkmam gerek.
-Bu ıslaklık dün geceye kefil,
-Benim galiba daha kurumam gerek.


yalçın..

12 Şubat 2009 Perşembe

Kozmik

hep gel dedi
geç olsa da gidiyorum.
yaz dedi
yazıp yazıp sildim.
seç dedi
seçemedim.
değerini verememekten mi?
bilemedim.

kahve ve süt gibi.
ben, süt sanki.
o biraz farklı
bense aynı.
mis kokulu kahve.
ama sütlü de olmalı.

yol uzun fakat yokuş aşağı
gidip başlamalı.
hatta ikide bir olmalı.

dalarsa gözleri
sessizliği bozmamalı.
kokusunu almalı
yalnız bana kokmalı.

ben göreceğim oysa duyacak.
avuçlarına bırakacağım sesimi.
sonsuza kadar saklayacak.


yalçın..

10 Şubat 2009 Salı

Endorfin

Renkli, ferah, bol güneşli ev.
Hafif ama gösterişli tatlılar..
Bir şeyler öğrenmek.
Bir şeyler öğretmek.
Sessizlikten bile zevk almak.
Merak edilen binlerce film.
Hiç kapanmayan bir laptop.
Keşfedilen güzel sesler.
Uzaklardan gelen çikolatalar.
Hala üretilmemiş ayakkabılar.
Takip edilen açık arttırmalar.
Biten ve başlayan kurslar.
Bitmeyen okulun bitirme tezi.
Umutsuz görünen Klimt ''the kiss'' puzzleı.
İş, kariyer, gelecek hesapları,
Venn Şeması ve bir sürü küme.
Wild Strawberry..
Yaban mersinli tart.
And
Love is gone x 365.


yalçın..

6 Şubat 2009 Cuma

Babama

5 koca yıl oldu bugün sen gideli.
Bir çok şeyi özledim.
Ama hep mutlu anlar aklımda.
Ne güzel demi.
Eminim bunu isterdin sen de.
Sana layık olmaya çalışıyorum aldığım her nefeste.
Sürekli kendimi sana beğendirme düşüncesiyle hareket ediyorum.
Biliyorum her anımda sen varsın.
Aldığım her nefesle hücrelerime karışıyorsun.
Ben senin eserindim, hayallerin, ideallerindim.
Çok erken oldu, olmadı böyle gitmek bilesin.
Tam 5 yıl oldu ve ben seni çok özledim.

Bana kızmanı, durup durup söylenmeni.
Seninle balığa gitmeyi, maç izlemeyi
Her şeyi çok özledim.

Sen yine rahat ol gittiğin yerlerde.
Yarım kalmayacak isteklerin.
Ve hep rahat edecek için.

Ama arada yanıma gel olur mu.
Hiç olmadı rüyalarıma gir.
Bir yol bul gel işte.
Doğduğum gibi.
Yine sen yarat beni.


yalçın..

28 Ocak 2009 Çarşamba

Orada

Uyanmış yine bir aceleyle.
Koşup kahve suyu koymuş sabah sinirine.
Bakmış aynada dağınık saçlarına.
En sevdiği şeyi yapacakmış elinde makasıyla.
Biraz ıslatıp sonra kesmiş kaşları hizasında.

Akşama ona gidecek.
Ne giyse ne giyse
Sarı sarı olsun.
Bu sene moda.
Ama mevsim kış.
Sanki çok umrunda.

yalçın..

20 Ocak 2009 Salı

Emeğe Saygı Haydi Repler

Aldım gazı gidiyorum. Neler yazdım bu bloga ilk olarak şimdi neler yazıyorum. Hayır yazı içerik olarak yararlı da ya başlık! Neyse geçelim efendim bunları. Çok yararlı iki siteden haberiniz olsun istiyorum. İkisinin de konusu müzik. İlkini itü sözlük'den yazar arkadaşlar oluşturmakta. Şahsen hiçbirini tanımasam da reklamı hakeden bir iş yapmışlar.

Kendi ağızlarından yazacak olursam: Ana tema müzik, primer amaç ise yeni çağın kulaklarınızın pasını götürecek, hoparlörünüze hükmedecek, keyfinize keyif katacak albümlerini sizlere tanıtmak..

Karşınızda Muse-Ink

Bir başka bilinmesi gereken site ise Ufk kaynaklı. Last Fm ve Pandora gibi bilinen örneklerin yanında mutlak suretle bu siteye de bir göz atmak gerekir.

Eğer bilgisayarınızdaki şarkılar sizi sıkmaya başladıysa ya da iş yerinde kullandığınız bilgisayarda istediğiniz müzikler yoksa yeriniz Musicovery. Önce modunuzu seçin ardından sevdiğiniz tarzları belirleyin sonrasında hiçbir şeye karışmayın.

Şarkıların kalitesi cd kalitesinden biraz düşük haliyle. Ama güzel ses sistemlerinde dinlerseniz yeni şeyler keşfetmenin tadıyla bunu farketmeyebilirsiniz. Ha bana yetmez derseniz ufak bir ücret karşılığında üye olup cd kalitesinde de dinleyebilirsiniz tabi ki.

Son olarak sitenin tasarımı da pek renklidir. İçinizi açar. Şarkılarınız sizin için çalarken arada bakın sayfaya da.

Bugünlük de yazımızın sonuna gelirken herkese sevgiler dileyelim.

Konusu geçen iki site:
Muse-Ink
Musicovery

yalçın..

19 Ocak 2009 Pazartesi

Tatil Nidaları

Finallerin bitip benim de tatile girmemle birlikte artık daha fazla boş zamanım var. Uzun zamandır paylaşmak istediğim güzel sesler var içimde. Bundan böyle arada çizgi dışına da çıkıp filmdir, programdır, güzel bir albümdür ne varsa yazacağım p.d.k. sayfalarına. Aksi halde patlayabilitem yükselebilir.

Hani hep yapmak isteyip de bir türlü yapamadığınız şeyler olur ya hatta o anlarda ''of şu tatil bir gelse artık yeaa'' deriz hep. Her neyse o anlar benim için geldi. Siz hala finaldir, sabah mesaidir, dersanedir, okuldur uğraşabiliyor olabilirsiniz ama üzülmeyin sizinkiler de gelecektir mutlaka. İçimizi ferah tutalım =)

Spor Okulu'nda okuyor bile olsam tembellik alıp yürümüştü. Buna bir son vermek niyetiyle sabah koştum falezlere. Koşanlar, yürüyenler, fitness parklarda çalışan dedeler, teyzeler.. Çok fazla uzatmaya niyetim yok bu kısmı. Spor her bünyeye şart. Akademik eğitimini alan bir kişi olarak söylemiyorum bunu. Hatta zamanla yaratacağı fiziksel değişimleri de koyun bir kenara. Daha iyi hissetmek, nefes aldığınızın farkına varmak, özgüveninizi arttırmak için spor yapın. Ruhsal değişimlerinizi farkedince ''hiç zaman bulamıyorum spor yapmak için'' lafları emin olun çöpe gidecek..



Şu üstteki tatlı şeyi gördüm geçenlerde internette. Kendisi 2009 model Ford Ka. Hiç araba delisi olmayan beni bile etkilediyse tamamdır bu. Gerek iç dizaynı gerek dış görünüşü ile pek sevimli buldum. Beni daha çok etkileyen başka bir şey çıkmazsa bunu istiyorum evet evet. Yaz gelsin =)

Ve geldik albümlere. İlk albümümüz bir soundtrack. Son günlerin özellikle internet ortamlarında en çok yorumlanan filmi Vicky Cristina Barcelona. Woody Allen Avrupa semalarında gezinmeye devam ediyor. Filmi anlatmaya gerek yok. Afiş ortaya koyuyor filmi izlemeden önce bilinmesi gerekenleri. Bir kaç film daha var Barselona'yı arkaplan yapan. Ama bu film Barselona'ya gitme isteği uyandıranların en başına yazılabilir gönül rahatlığıyla. İşte bu film buram buram Katalan kokan enfes bir albüme sahip. Paylaşmadan geçemedim..


http://rapidshare.com/files/153665624/OST.Vicky.Crist.Barc.2008.rar

Sonraki albümümüz ise Norah Jones'un 2002 yılında çıkarmış olduğu Come Away With Me albümü. Albümle aynı adı taşıyan bu parça için bile albüm indirilebilir. Özellikle geceleri uykuya dalmadan önce dinlediğiniz albümler varsa bunu da onların arasına ekleyebilirsiniz..


http://rapidshare.com/files/185936084/Norah_Jones_-_Come_Away_with_Me__2002_.rar.html


Biz genelde bir parça çikolata ve alkol ile alıyoruz kendisini. Müzik her yıl on yılda bir farklı akımlara kapılıp yön değiştirse de F. Sinatra asla silinmeyecek değerlerden biri. Sevmem bu tip söylemleri de, Frank Sinatra dinleyene kadar müzik dinlediğimi sanmışım yalnızca. Hiç bilmeyenler ya da albüm olarak şarkılarına sahip olmayan bloggerlar için bir albümünü paylaşalım..


http://rapidshare.com/files/185942433/Frank_Sinatra_Classic.rar.html


Keyifli dinlemeler, bol gün ışıklı günler.

yalç..

15 Aralık 2008 Pazartesi

Yolda

Balıklar mı yalnızlığın ilacı?
Ait olmaya çalışmak mı dünyalarına.
Yoksa hayatta kalmanın mı değeri tutmak o nefesi.
Tıkıyorum kulaklarımı dünyanın en güzel sesleriyle.
En dibe batıyorum.
Hayır batmak değil ki bu!
Dalıyorum en dibe.
Her taşı, her yosunu, her canlıyı izliyorum..
Sanki birden bir şey olacak ve hepsi yok olacak gibi.
Kırlangıçlar, ceylanlar, gelincikler, iskorpitler.
En renklisinden en zehirlisine kadar.
Hepsi orada.
Acaba nefessiz kaç dakika?


yalçın..

24 Kasım 2008 Pazartesi

Eskisi Gibi

Eve geldim bir akşam. Sen yine o koltuğunda.
Gazeteni eğip bana baktın gözlüğün üstünden önce uzunca.
Şaşırmış olan bendim.
Sarıldım boynuna. Öptüm, öptükçe doldum. Sıcacıktı yanakların.
Sen her akşam gibi.
Bense uzun bir aranın ardı.

Yanındayım, sanki yeniden varoluyorum.
Farkediyorum büyüdüğümü hiç el süremeden.
Neredeydin, bir daha gidersen beni de götür lütfen diyesim geliyor..
En sevdiğin kadının sesiyle uyanıyorum ansızın ve yine eksik.
Titriyorum, en çok da omuzlarım üşüyor..
Kollarım bacaklarım uyuşuyor.
Kalkamıyorum hiçbir sabah.
Yine eskisi gibi.


yalçın..

11 Kasım 2008 Salı

Sürrealist Algılar

Aklım mı vardı sırada. Nerden gelmiştik biz. Sürükleniyor muyuz yoksa? Hangi sonuçlara hazırlıyor bu prova.
Duracak mıymış çekersem ellerimi. Gidebilecek miymiş dönmemecesine.
Ah neler diyorum ben. Bıktım artık sizden. Püsküllü hayallerim..


Boş boş konuştuk durduk. Ama o kadar güzel boş konuştuk ki bazen susup gülümsedik. Mutluyduk sanki yıllar sonra ilk kez güldük.
Pek dönmedik zaten geriye. İkimiz de yorgunduk yeterince. Yeniden kaybetmekten korktuk belki de.

Değişmiş miydik çözemedim. Aynı kalmış gibi davrandık.

Dalıp gitmesine müsade etmiyor her suskunluğa birer bakış sıkıştırıyordum. Uzun sessizliklerden ürkerdim. Geri sarardı zamanı. O da istemezdi bunu.
İstese burada olmazdı. Dışarıdaki rüzgarın tam tersine sakindi ruhlarımız. Aklım da onu izlemeliydi.

Varlığımı, tuhaf kıvrımlarının kaygan zeminlerinde dengelemeye çalışırken zaman zaman indiği o kahrolası boşluktan da ebediyen kurtarmalıydım. Farkında olduğumuz ama görmezden geldiğimiz bu sisli havayı dağıtmalıydım artık. Ellerim terlerken sırtımda buz kütleleri hissetmekte içimdense çığlıklar yükselmekteydi. Ama başlayabildim.

…..
…

Bittiğinde sözlerim nefesimi tuttum ve hareketsizce bekledim. Tek kelime söylemedi, bakışlarıysa bana ulaşmıyordu dahi. Bir deri bir kemik kaldığımı düşündüm uzun süren o sessizlikte. Sadece bir an titreyen dudaklarını görebildim.

Hangi doğru kelimelerin aynı cümlede yer alması gerektiğinden emin değildim.

Ya da en güzel kelimeleri yanyana koymak doğru cümleyi yakalamaya yeter miydi?

Yetmemişti ki ağlamaya başladı. Bunu benimleyken ilk kez yapıyordu. Onu son gördüğümde bile kuru bir ayazdan farksızdı gözleri. Kalkıp yanına oturdum. Sarılmayı istiyor ama beni itmesinden de çekiniyordum. Saçlarına dokundum. Hiç kıpırdamadı ama bir an ürperdiğini hissettim. Ellerimi kokladım. Bir kez daha özlediğimi farkettim.

Boğuk bir sesle geçen zamandan, değişen hayatından bahsetti.

Evet biliyordu sanki tüm olacakları ve bende kalacağını izlerin.. Aylar önce yazdığı fakat yollamadığı mektubu bıraktı avuçlarıma.

Ardından öptü ve son kez uzaklaştı.

Dün acıydı artık yok bende.
Herkes unutur günü gelince.
Sildim geçtim tüm geçmişi.
Nasılsa sende durur diye.

….
…
Kızgın kırgın hala bakışların.
Ben değiştim sen neden aynı kaldın?

yalçın..

9 Eylül 2008 Salı

Deniz Kızının Göğsü Gibi Güzel Kokulu

...

Ruhun gezerken özgür

Bedenin derin uykuda.
Doğru yalanları ararken
Dünyanın diğer ucunda.

Plastik dikenli kaktüsüm
Açılsın susuzluğunda.
Plastik dikenli kaktüsüm
Acıtmasın daha fazla.
...

Dinle: myspace.com/afinefrenzy
almost lover!

yalçın..